Söyleşiyi Başak Ateş yaptı, fotoğrafları Necla İlgar çekti. Vesilesi, Sommelier’s Table’ı ilk kez Ankara’da düzenlemiş olmamızdı. Gazete beni «Türkiye’nin ilk uluslararası şarap uzmanı» diye tanıttı; o gün öne çıkardığım şey ise unvan değil, ülkenin elindeki potansiyeldi.
Türkiye bağ alanı bakımından dünyada ilk beşte. Anadolu’nun yedi bin yıllık bir şarap tarihi var; Osmanlı döneminde ciddi bir üretim ve Avrupa’ya ihracat yapılıyordu. Bugün bu, hem ihracat hem turizm geliri anlamına gelebilir. Aritmetiği de basit: üzümü bir liraya üretirsiniz, şarap yaparak on liraya satarsınız. Katma değer o kadar yüksek.
Ankara’ya özel olarak Kalecik Karası’nın üstünde durdum. Bölgenin en değerli ürünlerinden biri ve bir dönem yok olmaya yüz tutmuşken Ankara Üniversitesi ile bir şarap firmasının projesi sayesinde canlandırıldı. Doksanlı yıllarda popülerliği iyi yönetilemedi ve sonrasında daha sert şaraplara yönelindi. Kalecik Karası sahip çıkılması gereken bir değer.
Şarabı bölgesiyle birlikte düşünmek gerekiyor: yemek kültürleri ve üzümler birlikte gelişiyor. Diyarbakır’ın baharatlı sofrasının yanında Boğazkere duruyor, Elazığ’da Öküzgözü. Bölgeye göre gittiğinizde şarap zaten yemeğinize uyum sağlıyor, çünkü ikisi aynı yerde yetişmiş.
Söyleşide kendi yolumu da anlattım. Fransız Lisesi’nden sonra Fransa’da iletişim ve pazarlama okudum, o sırada Avrupa’nın önemli şarap merkezlerini gezdim ve merak orada başladı. Türkiye’ye dönünce bir Fransız pastane grubunda ürün müdürü olarak çalıştım, sonra Fransız Ticaret Odası aracılığıyla Türkiye’nin en büyük şarap ithalatçısında işe başladım. Şarap virüsünü orada kaptım ve eğitim almaya başladım: WSET’in İleri Seviye sertifikasını üstün başarıyla aldım, aynı sene Türkiye Sommelier Yarışması’na katılan ilk kadın oldum ve ikinci oldum. 2010’da Chaîne des Rôtisseurs’ün İspanya’daki Uluslararası Genç Sommelier’ler yarışmasında Türkiye’yi temsil ettim, on iki yarışmacı arasında dördüncü oldum. Court of Master Sommeliers’in Certified Sommelier sertifikasını Türkiye’de alan ilk kişi oldum ve Haziran 2011’de Vinipedia’yı kurdum.
Sommelier’s Table’ı neden yaptığımı da sordular. Cevabım basitti: bu işi öncelikle kendim keyif aldığım için yapıyorum. Chef’s table gibi bir akşamı bir sommelier ile kurmak istedik; ilk yemeği Kasım’da İstanbul’da yaptık. Şefin özenle hazırladığı menüye benim seçtiğim şaraplar eşlik ediyor, her servis geldiğinde yemekle şarap üzerine kısa bir açıklama yapıyorum. Masanın herkesin birbiriyle sohbet edebileceği kadar küçük olmasını istedik; amaç ticari bir buluşma değil, keyifli bir akşam.

