Türkiye Sommelier Derneği’nin ikinci kez düzenlediği yarışmaya on iki genç katıldı. İki aşaması vardı: otuz soruluk yazılı bölüm ve ardından mülakat. Sonra masaya ikisi beyaz, ikisi kırmızı dört şarap kondu; üzüm cinsini, aromaları, hangi ülkeden geldiğini ve meşede bekleyip beklemediğini bilmek gerekiyordu.

On iki yarışmacının tek kadını bendim. Bir önceki yıl da hiç kadın katılmamış. Oysa koku alma duyusunun kadınlarda daha keskin olduğu bilinen bir şey; mesele yetenek değil, o kapıdan girmeyi akla getirmek.

Yarışmaya girmem tesadüftü. 2010’da, bugünkü WSET diplomamın bir önceki seviyesi olan WSET Level 3’ü distinction ile almıştım; diplomamı almaya gittiğimde yarışmayı duydum ve bir haftada hazırlandım. Zorlandığım tek yer servis oldu: bu işe girdiğimden beri sürekli tadım yapıyordum, teori tarafını da tamamlamıştım, ama servis restoranda çalışarak öğrenilen bir şey.
Yemek ve şarap eşleştirmesini hep salata örneğiyle anlatırım: yağı koyduktan sonra “biraz da limon sıkalım, yavan olmasın” diyorsanız, şarabı da yemekle aynı mantıkla eşleştiriyorsunuz demektir. Aromayla tadın dengesini kuruyorsunuz. Isı da tadı değiştirir; aynı şarabın iki kadehi farklı derecelerde önünüze gelse birini kötü, diğerini iyi bulabilirsiniz.

